İran’da son günlerde artan toplumsal hareketlilik sonrası Beyaz Saray’dan yükselen sert açıklamalar, "askeri müdahale" senaryolarını yeniden gündeme taşıdı. Jeopolitik uzmanları, Tahran’a yönelik olası bir operasyonun, geçmişteki Irak ve Afganistan örneklerinden çok daha karmaşık ve riskli bir sürece evrilebileceği konusunda uyarıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu politikalarındaki agresif tutum, 2026 yılının ilk günlerinde rotasını yeniden İran’a çevirmiş durumda. Washington yönetiminin, Tahran’da başlayan ve ülkenin farklı kentlerine yayılan sokak gösterilerini yakından takip etmesi ve Başkan Donald Trump’ın İran yönetimine yönelik sert retoriği, uluslararası kamuoyunda "yeni bir cephe mi açılıyor?" sorusunu beraberinde getirdi.
Washington’ın "Müdahale" Doktrini Masada mı?
Diplomatik kaynaklar ve bölge uzmanları, ABD’nin 1990’ların sonundan bu yana Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş bir hatta izlediği dış politika stratejisine dikkat çekiyor. Yugoslavya, Gürcistan, Ukrayna ve çeşitli Arap ülkelerinde görülen "iç karışıklık sonrası dış müdahale" modelinin, bugün İran üzerinde test edildiği iddiaları güçleniyor.
Analistlere göre, İran’daki ekonomik darboğaz ve sosyal taleplerle başlayan protestoların, dış dinamiklerce bir "rejim değişikliği" fırsatı olarak görülmesi, Washington’daki şahin kanadın elini güçlendiriyor. "Yeniden Büyük Amerika" vizyonu çerçevesinde hareket eden ABD yönetiminin, İran’daki mevcut otorite boşluğunu kendi lehine çevirmek için baskıyı artırabileceği öngörülüyor.
"Girmek Kolay, Çıkmak İmkansız Olabilir"
Washington kulislerinde askeri veya lojistik bir müdahale sesleri yükselirken, askeri stratejistler İran’ın coğrafi ve askeri yapısının Irak veya Afganistan ile kıyaslanamayacak kadar zorlu olduğunu vurguluyor.
İran’ın sahip olduğu balistik füze kapasitesi, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol gücü ve bölgeye yayılmış vekil güçleri, olası bir ABD müdahalesini sadece iki ülke arasında kalmayacak bölgesel bir savaşa dönüştürme potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, ABD ordusunun bir ülkeye giriş yapabildiğini ancak girdiği coğrafyalardan "sorunsuz" bir çıkış stratejisi üretmekte tarihsel olarak zorlandığını hatırlatıyor. Olası bir sıcak çatışma durumunda, sadece İran topraklarının değil, ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin de ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Bölgesel İttifaklar ve Teo-Politik Boyut
Mevcut gerilimin bir diğer boyutu ise ABD-İsrail ilişkileri ve bu ilişkinin Amerikan iç siyasetindeki yansımaları. Washington’daki karar alma mekanizmalarında etkili olan Evanjelist taban ve İsrail lobisinin, İran’a yönelik sert politikaları teşvik ettiği biliniyor. Bu durum, rasyonel devlet aklından ziyade, ideolojik ve teo-politik motivasyonların savaş kararında etkili olabileceği endişesini doğuruyor.
Sonuç olarak, Tahran sokaklarındaki gerilim sadece İran’ın iç meselesi olmaktan çıkıp, küresel güçlerin bilek güreşine dönüşme eğiliminde. ABD’nin İran’a yönelik bir "macera" arayışına girip girmeyeceğini ise önümüzdeki günlerde sahadaki gelişmeler ve Washington’daki güç dengeleri belirleyecek.

