Türkiye'de derinleşen ekonomik sıkıntılar, tarım ve perakende sektörlerini derinden etkilerken, geniş tanımlı işsizlik oranları ve "ev genci" olarak adlandırılan kesimin artışı, hukuki öngörülebilirliğin ekonomik toparlanmadaki kritik rolünü yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye'de son yıllarda etkisini giderek artıran ekonomik zorluklar, toplumun farklı kesimlerinde belirgin sarsıntılara yol açmaya devam ediyor. Özellikle tarımsal üretimde artan maliyetler, küçük esnafın azalan iş hacmi ve genç nüfustaki yüksek işsizlik oranları, ekonomideki yapısal sorunların geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Uzmanlar ve piyasa aktörleri, kalıcı bir ekonomik iyileşmenin ancak güçlü bir adalet sistemi ve hukuki güvence ile mümkün olabileceğinin altını çiziyor.
Ekonomik veriler ışığında en çok dikkat çeken konulardan biri istihdam piyasasındaki daralma. Resmi olmayan ve geniş tanımlı işsizlik hesaplamalarına göre iş bulma ümidini kaybedenler ve eksik istihdam edilenlerle birlikte toplam işsiz sayısının 12 milyon sınırına yaklaştığı belirtiliyor. Bu tablonun en çarpıcı parçasını ise ne eğitimde ne de istihdamda yer alan ve kamuoyunda "ev genci" olarak adlandırılan kitle oluşturuyor. Sayıları 7 milyonu bulan bu genç nüfus, hem potansiyel işgücünün verimli kullanılamadığını hem de hanehalkı üzerindeki ekonomik yükün arttığını gösteriyor.
İstihdamdaki bu krizin yanı sıra, reel sektörde de ciddi kayıplar yaşanıyor. Artan mazot, gübre ve tohum fiyatları karşısında kar marjı eriyen çiftçiler, üretim maliyetlerini karşılayabilmek adına ellerindeki traktör ve benzeri üretim araçlarını satmak zorunda kalıyor. Tarımdaki bu daralma, gıda tedarik zincirinde uzun vadeli riskler oluştururken, şehir merkezlerindeki küçük esnaf da azalan alım gücünden nasibini alıyor. Birçok esnafın günlük masraflarını dahi çıkaramadan, "siftahsız" dükkan kapattığı raporlanıyor.
Ekonomistler ve iş dünyası temsilcileri, yaşanan bu çok boyutlu krizden çıkışın yalnızca para politikalarıyla sağlanamayacağı görüşünde birleşiyor. Yatırım ortamının iyileşmesi, hem yerli hem de yabancı sermayenin piyasaya güven duyması için şeffaf, öngörülebilir ve bağımsız bir hukuk sisteminin tesis edilmesi şart olarak gösteriliyor. Hukuk güvenliğinin eksik olduğu bir yatırım ikliminde, ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin tehlikeye girdiği ve ekonominin yapısal bir toparlanma sürecine girmesinin imkansızlaştığı vurgulanıyor.

