TikTok ve Instagram gibi platformlarda hızla yayılan kısa videolar, özellikle gençlerin kendi kendilerine DEHB, otizm ve bipolar bozukluk gibi ağır psikiyatrik tanılar koymasına yol açıyor. Uzmanlar, klinik değerlendirme olmadan konulan bu tanıların ciddi sağlık riskleri barındırdığı konusunda uyarıyor.
Sosyal medya platformlarında son dönemde ivme kazanan ve psikiyatrik hastalıkların belirtilerini listeleyen içerikler, gençler arasında tehlikeli bir akımın doğmasına neden oldu. Kısa videolarda öne çıkarılan günlük dikkat dağınıklığı, ruh hali dalgalanmaları veya sosyal kaygı gibi yaygın insani durumlar, içerik üreticileri tarafından çoğu zaman Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), otizm spektrum bozukluğu veya sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gibi ciddi psikiyatrik tabloların kesin kanıtı olarak sunuluyor.
Algoritmaların çalışma prensibi, bu tür içeriklerle etkileşime giren kullanıcıların karşısına sürekli benzer videolar çıkararak dijital bir yankı fanusu yaratıyor. Bu durum, izleyicilerin söz konusu belirtileri kendilerinde daha fazla aramasına ve zamanla bu rahatsızlıklara sahip olduklarına dair kesin bir inanç geliştirmelerine yol açıyor. Giderek büyüyen bu "kendi kendine tanı koyma" (self-diagnosis) eğilimi, ruh sağlığı profesyonelleri tarafından endişeyle takip ediliyor.
Uzmanlar, psikiyatrik tanıların yalnızca tıp eğitimi almış hekimler ve ruh sağlığı profesyonelleri tarafından, kapsamlı klinik görüşmeler ve geçerliliği kanıtlanmış testler sonucunda konulabileceğinin altını çiziyor. Sosyal medyadaki yüzeysel listelere dayanarak kişinin kendisine tanı koyması, altta yatan gerçek ve belki de daha acil müdahale gerektiren tıbbi durumların gözden kaçmasına neden olabiliyor. Aynı zamanda, yanlış bir hastalık etiketi benimsemek, kişilerde gereksiz kaygıya, "nosebo" etkisine (kişinin hasta olduğuna inanarak fiziksel ve ruhsal olarak kötüleşmesi) ve bilimsel dayanağı olmayan kendi kendini tedavi etme girişimlerine kapı aralıyor.
Ruh sağlığı alanında çalışan yetkililer, psikolojik bir sorun yaşadığını düşünen bireylerin sosyal medyadaki içerikleri bir teşhis aracı olarak kullanmak yerine, vakit kaybetmeden uzman yardımı almaları gerektiğini vurguluyor. Sağlık okuryazarlığının artırılması ve platformların bu tarz yanıltıcı tıbbi içeriklere karşı daha sıkı denetim mekanizmaları geliştirmesi, sorunun çözümü için atılması gereken öncelikli adımlar arasında gösteriliyor.

