Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İslam İktisadı ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFİKAM) tarafından düzenlenen Fıkıh Okumaları serisinde, modern finans sisteminin yarattığı sorunlara karşı İslam hukukunun sunduğu yapısal çözümler ele alındı.
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İslam İktisadı ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFİKAM), akademi dünyasını ve öğrencileri bir araya getiren “İktisadi Meseleler Üzerine Fıkıh Okumaları” programına ev sahipliği yaptı. Etkinliğin odak noktası, günümüzün ekonomik meselelerine tarihi ve dini bir perspektiften yaklaşan "İslam Hukukuna Göre Sarf-Karz-Riba İlişkisi" oldu.
Programda konuşmacı olarak yer alan AKÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Münir Yaşar Kaya, İslam iktisat düşüncesinin, küresel finansal krizlere ve toplumları etkileyen borç sarmalına getirdiği çözümleri detaylandırdı.
Modern Finansın Anlam Krizi ve Paranın Rolü
Doç. Dr. Münir Yaşar Kaya, modern ekonomi sisteminin insanları içine ittiği mevcut durumu küresel ölçekte bir "anlam krizi" olarak nitelendirdi. Toplantıdaki temel amacın yalnızca fıkhi terimleri açıklamak olmadığını, emeğin değer kaybettiği mevcut sistemin şifrelerini çözmek olduğunu vurgulayan Kaya, İslam iktisadı ile modern iktisat arasındaki kavramsal farklılıklara değindi.
İslam hukukunda paranın doğrudan bir "mal" olarak kabul edilmediğini belirten Kaya, paranın mal sahibi olmayı ve ticari işlemleri kolaylaştıran bir değişim aracı olduğunu ifade etti. İşlemlerde paranın kendine has kurallara tabi olduğunu vurgulayan Kaya, "Kendisinden doğrudan yararlanabileceğimiz şeylerle değil, dolaylı olarak bir maldan yararlanmamızı sağladığı için talep görür. Bu nedenle tam bir mal hüviyetinde olmasa da mal sahibi kılabilecek özellikte olduğu için semen adıyla tanımlanır" değerlendirmesinde bulundu.
Karz: Karşılıksız İyilik ve Vicdan Ekonomisi
Konuşmasında paranın sosyal hayattaki akışını düzenleyen "karz" (ödünç) kurumuna da dikkat çeken Doç. Dr. Kaya, karzın bir ticaret türü değil, karşılıksız bir iyilik eylemi (teberru) olduğunun altını çizdi. Modern dilde borç vermenin genellikle vade farkı veya faiz talebiyle eşdeğer görüldüğünü hatırlatan Kaya, "Menfaat celbeden her türlü karz, ribadır. Borç verilen kişiden fazlalık talep edildiği an, bu işlem borç olmaktan çıkar ve ticarete dönüşür. Bu durumda karzın kuralları değil, ticarete ilişkin ilkeler devreye girer" dedi.
Sermayeyi Tembelleştiren Unsur: Riba
Mevcut sistemin en büyük sorunlarından birinin "riba" (faiz) olduğunu kaydeden Kaya, İslam hukukunun ribayı sadece standart banka faizi olarak değerlendirmediğini; "fazlalık ribası" ve "vade ribası" olarak iki kategoride derinlemesine incelediğini anlattı.
Modern dönemde faizin, paranın kira bedeli olarak görüldüğüne, ancak İslam hukukunda para değişimlerinin emtia değişimlerinden farklı bir yapıya sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:
"Para tam olarak bir emtia veya mal sayılmadığı için kiralanması mümkün değildir. Paranın eskimesi veya yıpranması gibi bir durumu olmaz; sadece sübjektif bir rakamdan ibarettir. Bu sebeple elde edilen faiz geliri, bir gayrimenkulün kira bedeli gibi görülemez. İslam'da meşru kazanç, gerçek manada bir mal değişiminin sağlandığı ve riskin üstlenildiği akitlerle sőz konusu olabilmektedir."
Akademisyenler ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

